SICAK POĞAÇA VE KEK

Ne kadar da mutluydu bir işe başladığı için. İnsanlar “Bu devirde iş bulmak zor” diye düşünür, eyleme geçemez, torpil arayıp dururdu. Sonunda isteği olmuştu ve şehrin en ünlü avukatlık bürosunda çalışmaya başlamıştı.  Patronun adının önüne “Prof Dr Avukat ”unvanı yeni eklenmişti. “Dr” ünvanı bile bu küçük şehir için yeterince havalıyken bir de profesör olması patronunu daha da havalı yapıyordu.

Çok zor olmuştu bu işe alınması. Çok sık seyahat edilecek olması nedeniyle “Bayanlarla çalışmak istemediklerini” söylemişlerdi. “Seyahat bir engel değil benim için” demişti Çağla. Nasıl avukatlık yapılır, nasıl dilekçe yazılır, duruşmada nerede durulur, nasıl başarılı olunur öğrenmek istiyordu.  Yoğun bir ofis olması hiç sorun değildi.  Ne güzel olurdu yoğun bir iş hayatı, sık sık seyahat etmek, otobüse, uçağa binmek, farklı şehirler, farklı adliyeler görmek... Yeni insanlarla tanışmak, yeni şeyler öğrenmek, yeni şehirleri keşfetme ihtimali bile çok heyecanlandırıyordu Çağla’yı.  

Şehrin en büyük hukuk bürosuna iş başvurusu yapmış ve kabul edilmemişti. Hiç moralini bozmadı, ümidini yitirmedi. “Bayanlarla çalışmıyoruz” demeleri nedeniyle pes edip bu işten vazgeçecek değildi Çağla.   

Hukuk fakültesini dört yılda bitirmiş, gecesini gündüzüne katmış ders çalışmıştı. Üniversitede sınıfı geçebilmek için sabahın ilk saatlerine kadar uyumadan çalıştığı çok gece olmuştu. Geçmesi imkânsız denilen dersleri finalde vermiş, bütünlemeye bile kalmamıştı. Her yıl üst sınıflara “Bu yıl Çanakkale geçilmez dersi hangisi?” diye sorardı.  Sonra da başlardı o derse çalışmaya. Önce gündüz sınıfıyla derse girer, dersi dinler. Sonra ikinci öğretim gece grubu ile derse girer notlar alırdı. Vazgeçmeyen, sonuna kadar mücadele eden, kapanan kapıların önünde bekleyen, çalışkan ve azimli bir kızdı.

İş görüşmesi sırasında patronun çalışma masası hatırına geldi. Masada yığılı dosyalar, kalın kalın kitaplar ve bir de kurabiye tabağı vardı. İşe alınmamanın acısını yaşarken bir yandan da “Bu işi nasıl kaparım? ” diye düşünmeden edemiyordu. Pes etmek diye bir kavram Anayasa Hukukunda yazmıyordu. Birden aklına kendine çok parlak görünen bir fikir geldi. Eve giderken marketten kek malzemeleri satın aldı.

Sabah erkenden kalkıp güzel bir kek yaptı ve tekrar iş başvurusu yaptığı ofise koştu. Patronun kilolu olması nedeniyle kek götürmenin harika bir fikir olduğunu düşünüyordu. “Bir avukat sırf kek getirdiği için hukuk bürosunda işe alınamaz” diyordu arkadaşları.  Hatta bunun çok komik bir fikir olduğunu söyleyip bir de dalga geçmişlerdi.  Elinden gelen, yapabileceği, bulabildiği tek yol buydu Çağla’nın. Kek tabağı elinde, girişte sekretaryada bekledi, karşılama odasını sıcak kek kokusu sardı. Öğle molasına çok az bir süre kalmıştı ve bu kek kokusu ile çalışanların karnı daha da acıkmış olmalıydı.

Patron o kocaman cüssesi ile Çağla’ya küçücük görünen kapıdan çıktı. Karşılama odası mis gibi taze kek kokuyordu. Keki uzattı Çağla, kocaman cüsseli patronun yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı. Ve ağzından kelimeler döküldü. “Kızım, burası bayanlara uygun bir avukatlık bürosu değil, buranın temposunda yapamazsın.” Çağla hayal kırıklığı ile teşekkür etti ve ayrıldı ofisten. İçi içini yiyordu, “Benim bu ofiste çalışmam lazım” diyerek kendi kendine konuşmaya başladı.

Ertesi gün sabah erkenden kalktı ve gece mayalanmaya bıraktığı hamurdan mis gibi bir poğaça yaptı. Pes etmeye hiç niyeti yoktu, elinden geleni yapacaktı. Öğlene doğru avukatlık bürosunun görüşme odasında dün oturduğu koltuğa yeniden oturmuş ve beklemeye başlamıştı.

Odaya yayılan taze ve sıcak ev poğaçası kokusu çok cezbediciydi. Ve yine kapı açıldı, o büyük cüssesi ile küçücük kapıdan çıkan patron Çağla’ya bakıp gülümsedi. Eline bir poğaça aldı, Çağla koşarak mutfağa gidip bir bardak da çay getirdi patrona. Belli ki işe alınana kadar bu genç kız ofisin kapından ayrılmayacaktı. Dünkü kek çok lezzetli, poğaça ise sıcacık ve mis gibi kokuyordu.  Kızın pes etmemesi, işe girmek için verdiği mücadeleyi gören patron “Tuttuğunu kopartır iyi bir avukat olur bu kız” diye düşünüp, gülümseyerek içerideki odayı gösterdi:  “Geç şu masaya otur, başla çalışmaya” dedi...

Çağla’nın mutluluktan boğazı düğümlendi, gözleri yaşardı...  Arkadaşlarının dalga geçmesine rağmen işi bir kek ve poğaça ile kapmış olmanın mutluluğunu yaşıyordu.   İşe girmesinin sebebi gerçekten yaptığı kek ve poğaça mıydı? Yoksa sabırla elinden gelenin en iyisini yapıp, pes etmeyip, ümidini asla yitirmemek miydi?

 

 

   

Yorumlar

  1. aysel yıldız28 Kasım 2025 12:33

    Bu hikâyede en çok hoşuma giden şey, Çağla’nın kek ya da poğaça getirmesi değil; “kapı kapanınca geri dönmek yerine en uygun ana kadar bekleme” kararlılığıydı. Hayatta ben de şuna inanırım: İnsan bazen bir işi kazanmak için olağanüstü bir yeteneğe değil, “vazgeçmemeğe” ihtiyaç duyar. Bu güzel hikâye bunu bana yeniden hatırlattı.

    YanıtlaSil
  2. Net olmanın açamayacağı kapı yok :)

    YanıtlaSil
  3. Hayatta başarılı olanlara baktığımızda sebat eden, azimle çalışan kapıdan kovulup bacadan girenler, fedakar olduğunu gösterenler istediğine ulaşıyor bu hayatta…

    YanıtlaSil
  4. İnsan hayra giden yolda mücadele etmeli, pes etmemeli.

    YanıtlaSil
  5. Çok güzel keyifle okudum
    İnsanın yüzüne hoş bir tebessüm bırakıyor.

    YanıtlaSil
  6. Güzel dersler aldım. Teşekkürler

    YanıtlaSil
  7. Ne güzel bir azim, ne güzel bir anlatım, teşekkürler

    YanıtlaSil
  8. İnsan yeter ki bir şeyi gerçekten istesin ve elinden geleni yapsın ;) Kekin kokusu buraya ka geldi, teşekkürler

    YanıtlaSil
  9. Hiçbir bedel boşa gitmez. Hiç bir dokunsal mis kokulu kekle poğaçaya dayanamaz :)

    YanıtlaSil
  10. Hayat bizden her konuda ısrar istiyor. Başarmak için bir şekilde gayretimizi sürdürüyor olmamız lazım

    YanıtlaSil
  11. İnsana çalışma isteği ve azmi veren çok güzel bir hikaye :)

    YanıtlaSil
  12. Hayat önümüze iş imkanlarını sermiyor. Bizim pes etmeden,çabalayıp başarıya ulaşmak için mücadele etmemiz gerektiğini anlatan hoş bir hikaye...

    YanıtlaSil
  13. İnsanın hayatında böyle bir hikayesi olması çok kıymetli. Çocuklarına bırakabilecek çok güzel bir miras çabalamak, azimli olmak...

    YanıtlaSil
  14. İnsan hedeflerinin peşinden koşarken nasıl azim ve sabır ile davranması gerekiri anlatan çok güzel bir aktarım olmuş. Kaleminize sağlık

    YanıtlaSil
  15. Hilâl Balaban29 Kasım 2025 14:29

    Çok tatlı bir öykü :) Çıraklıkta o kadar güzel tepkiler verilmiş ve köşeye sıkışınca o kadar inovatif çözüm üretilmiş ki👏👏👏 "Samimiyet her kapıyı açar" YH

    YanıtlaSil
  16. İnsan sabırla elinden gelenin en iyisini yapıp, pes etmeyip, ümidini asla yitirmezse ulaşamayacağı hedef yoktur. Başarmanın sırrı vazgeçmemekten geçer.

    YanıtlaSil
  17. İnsanın çabası, istekliliği ne kadar kıymetli. Pes etmemesi takdire layık.

    YanıtlaSil
  18. "Netlik oyunu bozar" demişti birisi. Hedef belirlemek, hedefte netlik, azimle ve sabırla bedel ödemek tüm oyunları bozuyor gerçekten. Kek ve poğaça da üzerinin kreması gibi... Çok güzel bir yazı olmuş, insana kalk ve harekete geç ilhamı veriyor, elinize sağlık :)

    YanıtlaSil
  19. Sabır ve azim,... umudunu yitirmemek. Yaptığı yafa yapacsğı işe inanmak🌹

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emek, sabır ve doğru mücadele… Tüm gençlere yol gösterecek bir azim hikayesi

      Sil

Yorum Gönder