Eylül ayının sıcak günleriydi. Hava çok güzel ve mis gibiydi. Yazdan kalma bir gündü. Ceren, indirimden aldığı ve sabah özenle ütülediği yeşil elbisesini giyerek yola çıktı. Durağa yürürken birden yağmur başladı. Elbisesi ıslanmaya başlayınca otobüse yürümekten vazgeçti ve gelen dolmuşa bindi. Elbisesi kırışmıştı ama olsun yeter ki yağmur yağsın. Barajlar dolsun ve toprak susuz kalmasın.
Her yerde su
kıtlığından bahsediliyordu. Ceren, su olmazsa olmaz diyordu. Bu sene kendi
bahçelerinde hiç meyve olmamıştı. Yediği meyvelerin de tadı yoktu. Çünkü su her
yerde sınırlı verilmeye başlanmıştı. Bu durum onu çok üzüyor ve
endişelendiriyordu. Nurten teyzesi aklına geldi’ ’Demek ki yeteri kadar şükredemediniz’’
demişti. ‘’Ama biz yerken hep şükrediyoruz’’ deyince şükretmenin kapsamını o
zaman öğrenmişti.
‘’Her şeyin hakkını vermek gerekir. Dilin şükrü, şükrün en basit hali’’ dedi. Toprakta, gübreleyen hayvanın, suyun, güneşin ve sulayan ellerin hakkı var. Daha sayamadığım nicesinin emeği var.” dedi. “Bir şeye emek vermek, kıymetini bilmeyi getirir. ‘’Değer olmazsa, adaletli de olamayız’’ dedi.
Tam bunları düşünürken, çalan müzikle lise yıllarına gitti. Orhan Gencebay, ’zalimin zulmü varsaaa... Koca bir kasete bu şarkıyı kaydetmişti. Sürekli bu şarkıyı dinliyor ve evdekilere dinletiyordu. Şarkıyla yatıp, sabah da şarkıyla kalkıyordu. Sonra birden gülümsedi ve Celali hatırladı. Celal uzun boylu yumuşak tavırlı biriydi ve arkadaşları tarafından çok seviliyordu. Okulda arkadaşlarına yardım eder, zor zamanlarında destek olurdu. Birine haksızlık yapıldığını görse hemen müdahale ederdi. Celali hep iyi şekilde hatırlıyordu. Onun için yaptıklarını ve duygularının hakkını verdiğini düşündü. Çok sevmişti, sevdiğini de Celal’e itiraf etmişti. O gün istediği cevabı Celalden alamamıştı. Sevgisine karşılık alamamıştı bundan da pişman olmamıştı. İnsan sevdiğini söylemeliydi niye içinde tutsun ki, diye düşünüyordu. Sevgisinin karşılığını alamamıştı ama bugün sevmeyi iyi bilen bir eşi vardı. Eşi ona istediği sevgiyi yıllar boyu vermişti. Çok istedikleri halde çocukları olmamıştı. Uzun tedaviler hastane süreçleri derken çok yıpranmıştı. Bu duruma yıllarca çok üzülmüştü. Hep niye? diye soruyordu. ‘’Neden bizimde bir çocuğumuz olmuyor. ‘’ Onun için çocuk evin neşesi bereketiydi. Yıllarca içinde üzüntü hayal kırıklığı bir yandan da öfke vardı. Bu duygular nedeniyle sahip olduklarını da göremiyordu. Sonradan fark etmişti hakkını veremeyeceği bir şey ona verilmemişti.
Küçüklüğünden itibaren hayatta tesadüf olmadığına inanırdı. Dolmuşta çalan şarkı da tesadüf değildi. Zalimin zulmü neydi?
Zaman ona; hak edene hakkını vermemek ne demek öğretmişti. Ortada bir olumsuz sonuç varsa mutlaka bir yerde bir yanlış vardı. Her şeyden önce insan kendine adil değildi. Aklını, bedenini ve iradesini isteklerine kurban eder, sonra da başına gelenlere öfkelenirdi. Hatalar, dahası hatada ısrar edip geriye düşerdi.
Şükür ki insan adaletli olamadığında asaleti sağlayan bir düzen vardı. Önemli olan hak etmek ve adaletli sonuç alacağımıza güvenmekti. Bunu anlaması yıllarını almıştı ve kaybettikleri gözünün önünden geçti. Şarkı bitmiş ve Ceren ineceği durağa gelmişti. Yolun hakkı olan ücreti de ödemişti. Çaldığı şarkıyla ona hatırlattıklarının verdiği huzur ve teşekkürü fazlasıyla hak etmişti. Gülümsedi ve teşekkür ederek otobüsten indi.
Sırada
hakkını vermesi gereken neler vardı? Yürürken
düşünüyordu; evi, ailesi, onlara yaklaştıran adımları, adımları kadar nefesi…Biran
nefesini tuttu ve öncelikle kendine ne kadar haksızlık ettiğini farketti. Bir
dünya telaşı koşuyordu; farkına varması için yavaşlaması gerekiyordu. Her şey
ne kadar kıymetli ne kadar özel ve özenliydi. ‘’Sahip olduklarımın kıymetini
bilmeliyim’’ dedi. “Onları daha da kıymetlendirmeliyim” diye içinden geçirdi. Hakkını
vermeye çok değerdi.
Anlamak
ne kadar kıymetliydi.
İnsanın şükrederken bir an yavaşlaması ve farkına varması verilen imkanların... hayatın yoğunluğunda bunu yapabilmek ne güzel... teşekkür ederiz.
YanıtlaSilYeni bir üye istiyorum aileme ama öncekilerle olan bağım ilişkilerim nasıl yenisinin heyecanı geçince ne olacak biraz düşünmeli insan hakkını vermeli nimetin bunun için çabalamalı... teşekkür ederim 🪻
YanıtlaSilDeneyim çıkarılacak bir yazı
YanıtlaSilElimizdekinin değerini kaybettikten sonra anlıyoruz çoğu kez maalesef…
YanıtlaSilHer şeyin hakkını verebilmek.. Hak etmek, hak edebilmek
YanıtlaSilHakkını vermediğini fark etmek ne güzel bir fark ediş...
YanıtlaSilSahip olduklarımızın hakkını teslim etmekle ilgili çok güzel bir yazı☺️
YanıtlaSilBir dünya telaş varken, farkına varmak için biraz yavaşlamak....
YanıtlaSilNe güzel bir yazı olmuş. Sahip olduklarımızın farkına varmak ve her daim ŞÜKÜR etmek dileği ile
Teşekkürler
Ellerinize sağlık, çok güzel bir zamanlama. Hatırlamaya ihtiyacım vardı😉
YanıtlaSilZalimin zulmüne karşı, sevenin de hak edişi olmalı gibi😉
YanıtlaSil...bir olumsuz sonuç varsa mutlaka bir yerde bir yanlış vardı.... İnsan kabul etmek istemese de gerçek bu. Teşekkürler
YanıtlaSilDeğer olmazsa, adaletli de olamayız’’ bayağı düşündürücü bir çıkarım.
YanıtlaSilÇiçek, kalp, balon bıraktım 😀
Dolmuş ta, minibüste çalan şarkılarda insan geçmişini analiz etme imkanı buluyor. Bazen hiç fark edemediklerini fark ediyor insan.
YanıtlaSilSahip olduklarımıza şükretmek yerine neden şuna da sahip değilim derdindeyiz. Aslında farkında olamasak da ne çok şükredecek şeyimiz var. Belki oralardaki şükürlerimiz bize sahip olmak istediklerimizin de kapısını aralar.
YanıtlaSil